Yavuzer’in Cenazesine Giderken

Bir güvercin uçsa, götürse beni meşelerin arasına
Bu güneşin şerrinden ırağa
Bir kangal, o şaman konuşsa
Tuncel Kurtiz’in adamı götürse beni Sivas’a
Yavuzer ki tiyatronun adamı
Yıllar önce Kanlıca Körfezi’nde yüzerken
Nasıl vurduysa al bıyıklı gondoluma
Vursa başını gene mermer omuzuma
Götürse beni öbür dünyaya…

Yeşil Şiir

Baktıkça çoğalır yıldızlar gecede
Parmaklarınla sayılmaz;
Kimi duyulur, kimi duyulmaz,
Dinledikçe çoğalır gecede,
Sesler gelir,
Ya hızlıdan, ya yavaştan.

Her şey kendi dilince konuşur;
Karanlık örtse de üstünü
Gecede devam eder renk renk
Ağacın dalında, rüzgarda;
Her şey kendi rengince konuşur.

Gözlerini kapatır beklerdi;
Yaprağa benzer ellerini, avuçlarını uzatır,
Beklerdi işitinceye dek
Ağacın dalında, rüzgarda;
Yeşili duydu mu uyurdu
Rüyasında…

Yavaş!!

Kafeslerin arkasında oturmuş, ince uzun gemiler gibi
limanda,
Olabileceklerden bahseder elleri, başlanmamış
nakışlarda,
Kendi güzelliğini seyreder gergefte kızlar.

Yaşasın Cumhuriyet

Gölköy adında bir yer varmış Gelibolu’da
Televizyonda gösterdiler geçen gün.
Gelenek edinmiş köy halkı,
“Ben kendimi bildim bileli bu böyledir”
Diyor muhtar:
29 Ekim’de toptan sünnet ederlermiş çocuklarını…
Derken ekranda entarili bir çocuk belirdi
Kirvesi tutmuş kolundan
Yatırdılar bir kamp yatağına,
Ardından sünnetçi olacak zat boy gösterdi
Elinde bıçağıyla,
Çocuk kaldırdı başını, bağırdı:
“Yaşasın Cumhuriyet” diye
Bunun üzerine de ekran karardı

Korkarım bu, sade gölköylülerin değil, umumumuzun
Sade küçüklerin değil, büyüklerimizin de
Düştüğü bir tarihsel yanılgı
Çünkü sünnet değil, farzdır Cumhuriyet