Pul Pul
Sağ gözü ağladı önce, durduğu yerde, Ne acıdığından, ne de kederinden; Zati ilk düşen damlada Ne insanlar, ne kendisi vardı…
Sağ gözü ağladı önce, durduğu yerde, Ne acıdığından, ne de kederinden; Zati ilk düşen damlada Ne insanlar, ne kendisi vardı…
Bu gül birşeyin anısı olacak ama neydi unuttum Kimbilir belki de sabah sabah yeniden açan umudum
Bu duvarlar bu ağaçlar Bu ağaç Ve bu duvar… Arkadaşın dolmuşuyla gidiyoruz Beykoz’dan doğru Üsküdar… Böyle giderse böyle giderse bu bahar Bu ağaçlar bu duvarı
Bir yelkenli bayrağı al – – Mor da olabilir – – Almış yaprağına rüzgârı Rumca bir şarkı patlatıyor Denizin gözüne gözüne
Yalnızlığı sevmiyorum Yalnız kim ola ki Kendim… Kendimin kendini sevmiyorum Kediler hariç… Kahve ocakçısı olacaktım ben Tuttum kavlimi Yazdıklarımsa hep nafile Hep nişanlı angaje ısloganlı
Temiz gömlegimi giydim talimden sonra Ayaklarını yıkıyor çeşme başında erler İşte sen öyle bir serindin Tuzladan kaptılarla inerken şehre Ne güzel şey sivil denmesi çıplağa
“Ne şeymiş bu, bu dünyadan ayrılmak Demir tarar gibisin bigün Gözlerin arkalarda deryaya açılmak?” Hadi bre gide gide dönmüşlüğüm İyadesiz iyadeli tahütlüğüm Seni bilem gide
Mitralgözüyle karşı tepelerden Biçtikçe siyah başaklarını gecenin Horull uykularımıza kasteden O tezayaklı eşkıya Suyolcu Memet Pehlivan Vadesi doldukça Güneş müfrezelerinin yaylım ateşiyle Vuruldu şafakta Yatıyor
Kış kışlada kışlar iken Karakuşi bir yazıylan Kışkışlanıp, kışkışlanıp Akkuğulu yazmalarla İne inmez yazılara Elif oldu ne demezsin Teliflerim, teleflerim Sivil oldu savaşlarım Onbeş gündür